Okulun Kapısında Kalan Özgürlük

Laiklik ilkesi, modern devlet mekanizmasının adeta bir gereğidir. Peki bu mekanizma bir canavara dönüşüp bireylerin özgürlüklerini kısıtlarsa ne olur?

Ana-kapak-azerbaycan

Tarih, toplum mühendisliği projelerinin ve kamusal alanı tekelleştirme çabalarının insanlık karşısında nasıl çaresiz kaldığının sayısız örneğiyle doludur. Son günlerde Azerbaycan’da okullarda yürürlüğe konulan kılık-kıyafet düzenlemeleri sonucunda kız öğrencilerin ve öğretmenlerin okul kapılarından çevrilmesi, hafızası bu konularda daha taze olan Türk toplumu için bir tarihsel tekerrür niteliğindedir. Kıyafet ve dış görünüş üzerinden yürütülen bu kısıtlama, resmi düzeyde basit bir üniforma kuralı veya disiplin meselesi olarak lanse edilse de özünde inanç özgürlüğü ile otoriter ve özgürlük karşıtı rejimlerin arasındaki uzun yıllardır sürüp giden gerilimi yansıtmaktadır. Türkiye’nin yakın geçmişinde yıllar boyu süren ve toplumsal barışta derin yaralar açan başörtüsü yasağı tecrübesi, bugün Bakü sokaklarında ve okul kapılarında yaşananları anlamak için acı bir ortak kader telakkisidir.

Azerbaycan Bakanlar Kurulunun kararıyla devlet okullarında tek tip üniformanın zorunlu kılınması ve ardından 6 Ekim’de öğretmenlere yönelik kıyafet kriterlerinin getirilmesi biçimsel olarak kurumsal bir düzenleme ve disiplin gereği gibi görülebilir. Ancak sahadan aktarılan tanıklıklar bu kararın pratikte başörtülü öğrencileri derslere alınmaması, velilerin okul bahçelerinde toplu eylemleri ve öğretmenlere ya başını aç ya da istifa et dayatması şeklinde uygulandığını belgelemektedir. Bakü yönetiminin bu kararı savunurken başvurduğu temel argüman, devletin ve eğitimin laik niteliğinin korunması ve ideolojik sızmalara engel olunmasıdır. Nitekim Aliyev iktidardaki Yeni Azerbaycan Partisi’nin kurultayında yaptığı konuşmada eğitim kurumlarını doğrudan bir ideolojik savunma hattı olarak tarif etmiş ve şöyle demiştir: "Biz özümüzü ideoloji təxribatlardan qorumalıyıq. Necə? İlk növbədə, əlbəttə ki, təhsil." Hükümete yakın medya organları ve analistler, okullarda dini sembollerin bulunmasının laik eğitim ilkesiyle bağdaşmadığını ileri sürerken yasağı meşrulaştırmak adına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 2005 tarihli Leyla Şahin v. Türkiye kararını emsal göstermektedir. Dahası Azerbaycan’ın hassas jeopolitik dengeleri bağlamında dindarlık ve başörtüsü talepleri doğrudan güney komşusu İran’ın teokratik rejiminin bir sızması olarak kodlanmaktadır. Bakü yönetimi, bu argümanı kullanarak özgürlükçü bir hak arayışını ulusal bir güvenlik meselesi olarak pazarlamaya çalışmaktadır.

Türkiye'nin 1980 darbesi sonrasında yaşanan 28 Şubat sürecinde zirveye ulaşan ve 2010'lu yıllara kadar devam eden başörtüsü yasağı ile bugünkü Azerbaycan iktidarının kararı karşılaştırıldığında kullanılan idari mekanizmalar ve bürokratik refleksler arasındaki benzerlik çarpıcıdır. Türkiye’de kanun maddesiyle değil de YÖK genelgeleri, üniversite disiplinleri, danıştay kararları gibi talimatlar üzerinden yürütülmüş olan bu politika yıllar boyu anayasal bir temel hak olan eğitim hakkını hiyerarşik olarak fiilen gasp etmişti. Bugün de Azerbaycan’da anayasal olarak teminat altına alınan zorunlu ve ücretsiz temel eğitim hakkı bir bakanlar kurulu kararıyla fiilen çiğnenmektedir. Karar mekanizmaları ve metotları değişiklik gösterse de her iki süreçte de mağduriyetin en ağır yükünü kadınlar ve genç kızlar taşımış, eğitim ile inançları arasında acımasız bir tercihe zorlanmışlardır.

Yöntem ve sonuçların paralelliklerine karşın iki ülkenin siyasi genetiği ve din-devlet ilişkileri modeli arasında elbette ki büyük yapısal farklılıklar mevcuttur. Türkiye’deki laiklik anlayışı, Osmanlı modernleşmesinden devralınan ve Fransız tipi jakoben cumhuriyetçilikle iç içe bir projeydi. Ordu ve yüksek bürokrasi, milli görüş ve tarikatlar gibi yerli İslami hareketlere karşı iktidarını korumak için yasağa sarılıyordu. Azerbaycan sekülerliği ise asıl karakterini 70 yıllık Sovyet devlet ateizmi ve din kontrolü mirasından almıştır. Devlet, inancını evinde sessizce ve devletin onayladığı kurumlar içinde yaşarsan herhangi bir müdahalede bulunmaz. Ancak kamusal alana ya da bir öndere bağlarsan olağan şüpheli konumuna gelirsin. Yani Azerbaycan’da din, devletin politikalarına hizmet ettikçe ve apolitik kaldıkça meşru sayılmaktadır.

Türkiye tecrübesi, bireysel hakları zorbalıkla bastırmanın ve dini sembolleri güvenlik tehdidi saymanın toplumsal ve siyasal yapıda ne denli derin ve telafisi güç kırılmalara yol açtığını kanıtlayan açık bir örnektir. Türkiye’de uygulanan katı yasakçı politikalar laikliği korumak bir yana, toplumda kutuplaşma ve mağduriyet bilinci üretmiştir. Bu mağduriyet dalgası muhafazakâr kitleleri kenetleyerek onlara iktidar yolunu açmıştır. Yasaklar, laiklik kavramının geniş kitlelerce baskıyla özdeşleştirilmesine yol açmıştır. Kurumsal erozyonu hızlandırmış ve hukukun üstünlüğüne duyulan inancı zedelemiştir. Benzer bir sürecin Azerbaycan'da da farklı dinamiklerle cereyan etmesi kaçınılmazdır. Eğer Bakü yönetimi Türkiye'nin acı tecrübelerinden ders çıkarmazsa kız çocuklarını okul kapılarından çevirerek dindar aileleri sistemin dışına itecek, yeraltı cemaatleşmelerini besleyecek ve kendi eliyle tam da korktuğu "İran yanlısı radikalleşme" tehdidine meşruiyet ve taban kazandıracaktır. Hakları ellerinden alınan bireylerin devlete olan aidiyet duygusu aşınacak, dindar ve bir o kadar da kindar bir nesil yetiştirecektir.

Bireysel hak ve özgürlüklerin devlet gücüyle kısıtlanması hiçbir koşulda doğru ve meşru değildir. Hangi gerekçeyle sunulursa sunulsun, bir çocuğun dış görünüşü yüzünden eğitiminden ve arkadaşlarından gözyaşları içinde ayrı bırakılması ve mahrum edilmesi insanlık onuruna aykırıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün vicdan ve fikir hürriyetini cumhuriyetin ve insan onurunun ayrılmaz temeli sayan anlayışı ile Ebülfez Elçibey’in gerçek bir bağımsızlığın ancak bireyin hürriyeti ve insan haklarıyla taçlanabileceğini savunan ideali bize bu konuda söylenmesi gereken son ve tek gerçeği hatırlatır. Bir devlet, kendi vatandaşlarının kılık kıyafeti ve inanç dünyasıyla mücadele ederek değil, her bir evladının eğitim ve vicdan özgürlüğünü koşulsuz güvence altına alıp hür nesiller yetiştirdiği ölçüde gerçek anlamda güçlü, adil ve bağımsız olabilir.

azerbaycan-basortusu
basortusu-azerbaycan-2

Kaynakça